You are here
Türkiye’nin Bir Yolu, Yönü ya da Medeniyet Tasavvuru Var mı? Genel 

Türkiye’nin Bir Yolu, Yönü ya da Medeniyet Tasavvuru Var mı?

Türkiye’nin istikametine, gitmek istediği doğrultunun Batı mı yoksa Doğu mu olduğuna veyahut bu iki medeniyetin sentezini yaparak kendine mahsus bir yol mu çizmek istediğine konusunda tartışmalar, Batılılaşma sürecinin başlamasından itibaren sürdürülmektedir. Savaşlardaki mağlubiyetlerin teknolojik gerilikten kaynaklandığının kabullenilmesi neticesi teknoloji ve bilim insanı ithaliyle başlayan süreç, giderek topyekûn uygarlık sorgulamasına ve ithaline dönüştü. Osmanlı’da reform hareketlerine ve Batı gibi olmaya, Batı’ya benzeme gayretlerine evrilen süreç, Cumhuriyet ile kökten bir Batılılaşma ve çağdaşlaşma hamlesiyle doruk noktasına erişse da, ne tam başarılı olduğu ne de tamamiyle başarısız olduğu söylenebilir. Çünkü halihazırda ülkenin seyrine baktığımızda her iki akımın da kuvvetli müdafaa edicileri vardır ve birinin diğerine galebe çaldığı söylenemez.
Gelinen noktadan geriye dönüp bakıldığında, ülkenin ne Doğulu ne de Batılı olduğu ve hem de bu iki uygarlık biçiminin sentezini de yapamayarak, amorf ve melez bir formasyonla yoluna devam ettiğini görürüz. Coğrafi olarak her iki medeniyet arasında bir köprü görevi gören ‘bu ülkenin’, düşünüş, yaşayış ve ürettiği her türlü değer bakımından Doğu ile Batı arasında kalmışlık hissiyatı ve realitesiyle malûl olduğu söylenebilir. ‘İki Dünya Arasında’ kalma ve rastgele birisini seçenek edemeyerek ikisinden de yoksun olma gibi bir hâl ve ruh vaziyeti daha ağır basmaktadır. Yaşayış biçimi itibariyle Batılı gibi davranan insanlar çoğunlukta olsa da zihni bakımdan tam manasıyla Doğulu insanlar gibi düşünmektedirler.
Türkiye’nin mevcut hâliyle istikametini bulamamış ve kurucu istemin çizdiği yolu toplum bünyesine ters olduğu savıyla reddetmiş ve ilk fırsatta İslâmi formları öne çıkarmış olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, halkın temsilinde ortaya çıkan çoğunluk isteminin istediği yol ya da istikamet ülkenin geleceğini her manada garanti altına alacak ya da yeni bir medeniyet tasavvuru ortaya koyacak niteliğe haiz midir? Başka bir söylemle popülist siyasetlerle ideal olanı değil reel olanı hatta toplumsal vasatı baz alan siyasi temsilciler, nasıl bir yol izleyerek Türkiye’yi yaşanabilir bir ülke ve Dünya’da referans gösterilebilecek ideal bir demokrasi haline getirebileceklerdir.
Batı menşeili her şeye ontolojik olarak karşı olan, Doğunun daha doğrusu İslam ve Arap medeniyetinin ürettiği her şeyi ise tenkit etmeksizin kabul edilebilir bulan bir Dünya görüşü, neye dayanarak kendine özgü bir medeniyet ya da toplum tasavvuru tahakkuk ettirecektir. Doğu’da yalnızca İslam’ın kaldığı onun da Batı’nın Ortaçağ’ını andıran koyu bir skolastikle malûl olduğu düşünüldüğünde, sadece şekilsel ritüellerden ibaret bir dini düşüncenin ülkeyi götürebileceği müspet bir mecranın olabileceği düşünülebilir mi? Rasyonaliteyi reddeden vahye ve asırlardan beri söylene/yazılagelen bir ahlak anlayışına dayanarak reaksiyonsal bir tutumun tutsağı olan bir anlayış, insanlar arasında ayrım yapmadan insanlığın tümüne hitap edebilir mi? Bilim, teknoloji ve hasılı, topyekûn insanın mutluluğu ve refahını asal alan bir toplum tahayyülü ortaya koyabilir mi?
İslam’ın ve bunu benimseyen toplumların ürettiği her türlü değerin çağın gereklerine ve insanlığın ihtiyaçlarına cevaplamaktan oldukça uzak olduğu, yaşanabilir bir toplum ve insancıl siyasetler üretme yeteneğine de sahip olmadığı somut bir data olduğuna göre, Türkiye toplumu neye dayanarak medeniyet tasavvurunda bulunacaktır. Cumhuriyet’in önceli, takriben altı yüz sene karar süren ve toprakları üç kıtaya dağılmış Osmanlı medeniyeti günümüze kılavuz olmaktan, yolumuzu aydınlatmaktan uzak mıdır? Osmanlı, vaktinde gerçek manasıyla bir medeniyet yapmış ise neden bu sürdürülebilir olmamıştır. Ya da başka bir söylemle Osmanlı medeniyeti, mutlak durağan bir toplum tahayyülüne sahip olduğu için mi geleceği şekillendirebilme ve yön verme yeteneğinden yoksundur. Osmanlı’ya dayanarak, yapmış olduğu medeniyeti özümseyip günümüze rehber edinemeyeceksek nasıl bir yol izleyeceğiz?
Türkiye mevcut hâliyle, İslâm ve Arap medeniyetinin bakiyesine dayanarak kendine yeni bir yol çizemeyeceğine, bu kalıta yaslanarak yükselemeyeceğine göre istikametini belirleyip bu doğrultuda kararlı adımlarla yürüyebilme yeteneğine sahip midir? Bu suale müspet bir cevaplayabilmek . Düşünsel-felsefi bir ananeye sahip olmayan, ilmi bilgi üretmeyen, yalnızca tüketici konumunda olan bir toplumun geleceğine istikamet vermesi ihtimal dışıdır.
Arap-İslam ananesi ve Osmanlı geçmişi ile yeni bir uygarlık tasavvurunda bulunabilmek olanaksızdır. Durağan, bağnaz ve toplumu kontrol ederek mutlak devleti ve dini öne çıkararak ferdi baskı ve kontrol altında tutan anlayış, bizim aradığımız medeniyeti yapamayacağı gibi daha da geriye götürecektir. Nüfusunun kahir ekseriyeti müslüman olan, rasyonalizmi dışlayan, din adamı yetiştirerek İslam’ı daha doğru yaşamakla bütün meselelerin halledileceğini düşünen, kendi gibi düşünmeyene elinden gelse hayat hakkı bile tanımayacak olan zihniyetle nereye varılabilir tartışılır. Görülen odur ki, inanç sisteminin tüm yaşamımıza hâkim olduğu ve buna mugayir her türlü düşüncenin sapkınlıkla itham edilerek dışlandığını abuhavada herhangi bir yere varmak, kendine özgü ve atıfta bulunabilecek bir yol, yön ya da medeniyet yapmak olası görünmemektedir. İslâmcı düşüncenin hâkim olduğu ve yaşamın tüm alanlarına müdahalede bulunduğu bir coğrafyada sulhun, huzurun, refahın ve son analizde medeniyetin yeşermesi olağandışı zordur.

Related posts

Leave a Comment